Sözüm Odun Gibi Olsun, Hakîkat Olsun Tek - Sakarya Medyası Sözüm Odun Gibi Olsun, Hakîkat Olsun Tek
Reklam
Sakarya Medyası

Sözüm Odun Gibi Olsun, Hakîkat Olsun Tek

İsmail Kılınç

İsmail Kılınç

Hayatı, inançları, ve donanımları, hatta idealleri itibariyle tam bir imparatorluk insanı olan Âkif için, Mithat Cemal Kuntay şu ifadeyi kullanıyor: “Hiçbir kapı, altından geçerken Âkif’i eğilmeye mecbur etmedi.” Bu ifade, 63 yıllık hayatında toplumu ve inandığı değerler uğruna savaş içerisinde olan bir dava adamının da tanımıdır aynı zamanda. Mehmet Âkif söz konusu olduğunda onun hayatı, karakteri, düşünceleri ve sanatı birlikte düşünülmektedir. Bir mücadele adamı, idealist, şair ve âlimdir. Varlıkta da yoklukta da hep aynı vakur duruşu göstermiş; sözünü hiçbir zaman sakınmamış, “Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek” diyecek kadar doğruluk taraftarı olmuştur.  Düşük karakterli kişilerce itibar gören şan ve şöhret onun “hakikat mahallesi”ne uğrayamaz. Onun duruşu ile Safahat adlı eseri bire bir örtüşür. Nurettin Topçu, Âkif’i ve eserini şöyle tanımlar: “ Zamanında hakkıyla anlaşılamayan yalnız biri var ki bugün kalplerin sultanıdır. Bütün varlığını şiirlerle dile getiren Âkif, bizi bu dünyada iken büyük mahkemenin huzuruna yücelten mürşittir; büyük kurtarıcımızdır. Hattab’ın oğlu Ömer’in 20. asırda yaşayan müridi, onun gibi haşin mizaçlı, sert yürüyüşlü, zulme tahammülsüz, riya karşısında şiddet taşıran bir iman ve isyan heykelidir. Onun yedi ciltlik Safahat’ı, bir volkanı andıran iç hayatının macerasıdır; ruh dünyasının, cemaatin acılarından başlayıp ilahi denemede nihayetlenen dramıdır; bir kelimeyle bir büyük ruhun romanıdır.” Bu sözler, Âkif’in abide bir şahsiyet olduğunun kanıtı niteliğindedir.

Mehmet Âkif, Safahat’ında kendi şiirindeki gerçekçi bakışını,

“Hayır, hayal ile yoktur benim alışverişim…

inan ki: Her ne demişsem görüp de söylemişim.

Şudur cihanda benim en beğendigim meslek:

Sözüm odun gibi olsun; hakikat olsun tek!”

 

Mısralarıyla özetler. Bu gerçekçi bakış, onun toplumsal-dinî meselelerde de bildiğinden şaşmamasını sağlar. Mesela  “kader” meselesini yanlış anlayanlara haykırır:

“Sonunda bir de ‘tevekkül’ sokuşturup araya

Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya”

 

Umutsuz bir şekilde memleketin batmasını bekleyen güruha ise kılavuz olur:

 

 “Sahipsiz olan memleketin batması haktır

Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır”

 

Âkif’in yeni nesle okutulması zorunluluğu kuşku götürmez bir gerçektir. O, özellikle İslâm dininin yansımalarını şiirine nakış gibi işleyen, sanatla dini yoğurabilen nadir şahsiyetlerdendir.  Âkif, Hz. Ali’nin “Sen küçük bir cisim olduğunu sanırsın ama, en büyük âlem senin içinde gizlidir.” cümlesini zikrettikten sonra “İnsan” şiirinde şu güzel mısraları dile getirir:

 

“Haberdâr olmamışsın kendi zâtından da hâlâ sen, 
‘Muhakkar bir vücûdum! ‘ dersin ey insan, fakat bilsen…
Senin mâhiyyetin hattâ meleklerden de ulvîdir:
Avâlim sende pinhandır, cihanlar sende matvîdir”

 

Şair, başka bir şiirinde ise aynı insanın ırkçı tutumunu sert bir dille eleştirir. Bu mısralar, aynı zamanda, her çağa ibret olsun diye gönderilmiş mesajlardır:

 

“Hani, milliyyetin İslâm idi… Kavmiyyet ne!
Sarılıp sımsıkı dursaydın a 
milliyyetine.
“Arnavutluk” ne demek? Var mı 
şerîatte yeri?
Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri!
Arabın Türke; Lâzın Çerkese, yâhud Kürde;
Acemin Çinliye 
rüchânı mı varmış? Nerde!
Müslümanlık’ta anâsır”mı olurmuş? Ne gezer!
Fikri kavmiyyeti tel’în ediyor Peygamber.”

 

Bununla beraber İslâm ellerinden de şikâyetçidir Âkif. Ona göre Şark bilim ve teknik konularında geri kalmış, bu konulara gereken önemi vermemiştir. Bu açıdan Japonya iyi bir örnektir onun için. Hem kendi kültürlerini muhafaza etmiş hem de bilimde ilerlemişlerdir. Onun Şark şiiri,  bizlere Ziya Paşa’nınDiyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşaneler gördüm/ Dolaştım mülk-i İslâm’ı bütün virâneler gördüm.” Mısralarını hatırlatır:

 

“Musallat, hiç göz açtırmaz da Garb’ın kanlı kâbûsu, 
Asırlar var ki, İslâm’ın muattal, beyni, bâzûsu.
‘Ne gördün, Şark’ı çok gezdin? ‘diyorlar. Gördüğüm: Yer yer,
Harâb iller; serilmiş hânümanlar; başsız ümmetler;
Yıkılmış köprüler; çökmüş kanallar; yolcusuz yollar;
Buruşmuş çehreler; tersiz alınlar; işlemez kollar;
Bükülmüş beller; incelmiş boyunlar; kaynamaz kanlar;
Düşünmez başlar; aldırmaz yürekler; paslı vicdanlar;
Tegallübler, esâretler; tehakkümler, mezelletler;
Riyâlar; türlü iğrenç ibtilâlar; türlü illetler;
Örümcek bağlamış, tütmez ocaklar; yanmış ormanlar;
Ekinsiz tarlalar; ot basmış evler; küflü harmanlar;
Cemâ’atsiz imamlar; kirli yüzler; secdesiz başlar;
‘Gazâ’ nâmıyle dindaş öldüren bîçâre dindaşlar”

 

Peki Âkif için Batı nedir ve ondan nasıl yararlanılır? Ona göre Batı, bilim ve fendir. Onu marifet ve fazilet ile yoğuracak kişi de Türk genci olmalıdır. İşte Âkif, bir Türk genci olarak tasavvur ettiği Asım’a şu nasihatlerde bulunur:

“Sade Garb’ın, yalnız ilmine dönsün yüzünüz

O çocuklarla beraber, gece gündüz didinin;

Giden üç yüz senelik ilmi sık elden edinin.

Fen diyârında sızan nâmütenahi pınarı,

Hem için, hem getirin yurda o nafi’ suları.”

 

Bugün, 12 Mart 2017… Yani İstkbâlimizi anlatan en mükemmel nazmın, İstiklâl Marşı’nın kabulünün yıldönümü.  Çok ciddi merhalelerden geçen Türk Devleti, Milli Eğitim Bakanlığı vasıtasıyla İstiklâl Marşı yarışması düzenler. Bu yarışmaya 500 Lira ödül verilecektir. Yarışmaya 734 şiir gönderilir. Hiçbiri beğenilmez; Türklerin cephelerde yarattığı destansı kahramanlıkları dillendiremezler. Mehmet Akif’in şairlik gücünün farkında olan Mustafa Kemal, Akif’in neden bu yarışmaya katılmadığını merak eder. Cevap nettir. Bir milletin Yeni Ergenekon’unu anlatacak mısralar, paraya yazılmaz. Zira Âkif böyle bir şeyi gururuna yediremez. Meclisteki sıra arkadaşı Hasan Basri Bey vasıtasıyla Hamdullah Suphi tarafından Mehmet Âkif, ikna edilir. Âkif, parayı almamak kaydıyla İstiklâl Marşı’nı yazar. Sonrası malum, mecliste okunur ve defaatle ayakta alkışlanır. Marş, kanunlaşır.

Her sene de bu marşın kabulü münasebetiyle İstiklâl Marşı’nın kutsiyeti genç dimağlara aktarılmaya çalışılır. İstiklâl Marşı’nı mısra mısra tek tek aktarmak isteyen tüm eğitimcilerin, Prof M. Fatih Andı ve Hasan Akay tarafından hazırlanan, 41 farklı akademisyen ve yazarın yorumladığı “İstiklâl Marşı-İstikbâl Marşı/41 Dize 41 Yorum” kitabını okumaları faydalı olacaktır. Okudukça Âkif ve İstiklâl Marşı’na olan hayranlıkları bir kat daha artacak, kitapta marşa ithaf edilen aşağıdaki şiirle de değeri bir kez daha anlaşılacaktır:

İstiklâl Marşı.. İstikbâl Marşı..

Sönmez bir söz ocağıdır İstiklâl Marşı;
Ondan tutuşur cümle ocaklar…

Ondan tutuşan ocaklar,
Solmayacaklar…

O yüzden bu marşa hâkimdir gelecek zaman..
Bu zamana ayarlıdır kelimeler, kavramlar..
Orda bulur öz kimliğini bütün zamanlar..

Bir îman ocağıdır İstiklâl Marşı;
Geleceği getirmekte geçmişe karşı..

Mazlumların âhı gibi,
Sarsmakta arşı..

Bir gök armağanıdır, bu milletindir..
O yüzden İstiklâl Marşı, İstikbâlindir;

Geçmişin, Şimdinin, Geleceğindir…

(M. Fatih Andı, Hasan Akay)

 

 

Hasılı…

Âkif, tarih ve toprak sevdasıyla ülkesine bağlanmış bir dava adamıydı. O, vatan uğrunda mücadele etmekten geri durmamış bir savaşçı, savaşçıları da “Çanakkale Şehitleri” şiirinde “Bedr’in aslanları ancak bu kadar şanlı idi.” diyecek kadar yüceltmiş bir motivasyon kaynağıydı. Yeri geldi Batı’yı İslam’a açtığı savaştan dolayı “tek dişi kalmış canavar”a benzeten bir ruha büründü, yeri geldi Batı’daki bilim ve fennin alınmasıyla memleketin ihyasının mümkün olacağını düşünen bir Osmanlı ve Cumhuriyet aydını oldu.  “Âkif, hayatımın otuz üç senesidir. Bu otuz üç senede o, bir tek defa bayağı olmadı.” diyen Mithat Cemal Kuntay, belki de en özet cümleyi verir bizlere.

Bizler de Sezai Karakoç’un “Akif gün be gün ölen değil saat saat doğan biridir.” cümlesini bir temenniye dönüştürerek, yeni neslin Akif’i tüm yönleriyle tanımasını ümit ediyoruz.

Büyük milletin büyük şairi!

Kabrin nûr, mekânın cennet olsun!

 

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ