İHSAN YAŞAM

İHSAN

İHSAN

"Allah'ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah'ın sana iyilik yaptığı gibi, sen de ihsan sahibi ol ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah bozguncuları sevmez."

Kendimize, Rabbimize ve birbirimize karşı samimiyetin adı olan ihsan, imanımız ve ibadetlerimizin ruhudur, bir otokontroldür. Kendimize karşı ihsanımız, insan olarak izzet ve haysiyetimizin farkında olmak, elimizdeki nimetlerin değerini bilmektir. İhsan şuuru, imtihan için bahşedilen bedenimizi, en önemli servetimiz olan sağlığımızı, şu kısacık ömrümüzü beyhude tüketmemeyi öğretir.

Rabbimize karşı ihsan, “Biz, insana şah damarından daha yakınız.” (Kâf, 50/16) buyuran Yüce Mevlamızın bize bizden daha yakın olduğunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamaktır. “Her nerede olursanız olun Allah sizinledir. Her ne yaparsanız Allah onu görendir.” (Hadîd, 57/4) ayetinde ifade edildiği gibi Rabbimizin, yapıp ettiklerimizden haberdar olduğunu bilmektir. Bu murakabe bilinci her daim bize güç katar, güven aşılar.

Birbirimize karşı ihsan, müminler topluluğu olarak gönlümüzü ve zihnimizi birbirimize açmaktır. Kardeşlerimize karşı dargınlık ve kırgınlığı, husumet ve adaveti, kin ve nefreti yüreğimizde barındırmamaktır. “Sakın incitme bir canı, yıkarsın arş-ı Rahman’ı” inceliğidir ihsan; güneş gibi şefkate, toprak gibi tevazuya, su gibi cömertliğe bürünmektir. Anne ve babamıza, eşimiz ve evladımıza, kardeşimiz ve arkadaşımıza, komşularımız ve yakınlarımıza merhamet, muhabbet ve meveddettir ihsan; bu dünyayı birbirimizin cenneti kılma, birbirimize ebedi cenneti kazandırma çabasıdır. Evimizde, işimizde, ticaretimizde doğruluk ve dürüstlük erdeminin özlü bir adıdır ihsan; dünyadan ahirete uzanan meşakkatli yolun sonunda hep birlikte kurtuluşa erebilme gayretidir.

(DİB Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü, hutbe, 07.08.2015)

Yüce Allah'ın Kur'an-ı Kerim'de üzerinde önemle durduğu hususlardan biridir, ihsan. İhsan, kök ve müştakları ile birlikte Kur'an-ı Kerim'de iki yüze yakın yerde geçmektedir. Güzel olmak anlamına gelen "husn" kökünden mastar olup, sözlükte üç farklı anlamı vardır. Bir şeyi iyi ve güzel yapmak; iyi, doğru, güzel ve faydalı davranışta bulunmak; iyilik etmek, ikramda bulunmaktır. (İbn Manzur, Lisanu'l- Arab, Xlll/115)

"Allah'ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah'ın sana iyilik yaptığı gibi, sen de ihsan sahibi ol ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah bozguncuları sevmez." (Kasas, 28/77) "O (Allah) ki, her şeyin yaratılışını güzel yaptı. İnsanı yaratmaya da çamurdan başladı," (Secde, 32/7)

Allah'a iman, bir fiili en iyi bir şekilde yapmak, övülen bütün iyi haslet ve güzel davranışlar, geniş ve şümullü bir kavram olan ihsanın içerisine girer. Dinimizin bizlere emrettiği şeylerin yerine getirilmesi, yasakladığı şeylerden de uzak durulması, Allah rızası için yapılan iyiliklerin hepsi ihsanın içine girmektedir. İhsan, bütün insanları içine alan umumî bir iyilik ve büyük bir hayırdır. Hakkın rızası düşünülerek başkasına güler yüzle bakmaktan başlayarak, bir milleti zulümden, esaretten kurtaracak olan kahramanlığa kadar uzanan hat boyunca devam eden ve her iyiliği içine alan hayırdır. "İyiliğin karşılığı iyilikten başka nedir?" (Rahman, (55/60) buyuran, görünür görünmez nice lütfun Yaratıcısı, Âlemlerin Rabbi Yüce Allah'a gönülden bağlanan ihsan sahipleri olmakla mükelleftir, insan.

Kur'an-ı Kerim'de, insanların kurtuluşuna, hayrına, iyiliğine ve menfaatine yönelik olarak, irşat ve uyarı mahiyetindeki hükümler ve ibret alıp aklı başında olanları düşündürecek yüzlerce ayet-i kerime vardır. İşte ihsan kavramı da bunlardan biridir. Yüce Allah bu kavramla, insanın kendisi, Yaratıcısı, anne-babası ve çevresiyle münasebetlerinin hayır, iyilik ve güzellik üzerinde kurulup temel almasını emretmektedir, ihsan gibi muhtevalı bir emri hakkıyla yerine getiren kimseler. Yüce Yaratıcı'ya karşı kulluk görevlerini de ifa etmiş olurlar.

"(Mallarınızı) Allah yolunda harcayın. Kendi kendinizi tehlikeye atmayın, ihsan erbabı olun, şüphesiz Allah, ihsan edenleri sever." (Bakara, 2/195)

"...Allah'ın sana ihsan ettiği gibi sen de ihsan et." (Kasas, 28/77)

İhsan, yapılması gereken şeyi en iyi şekilde bilme ve güzel bir şekilde yerine getirme, başkasına iyilik etme, Allah'a kulluk, her görevi en iyi şekilde, önemseyerek, hakkıyla ve lâyık veçhiyle yapma anlamına gelmekteydi. (Elmalılı, Hak Dini, V, 31189) Yapılan bir işin ihsan seviyesine ulaşabilmesi için kişinin öncelikle, ne yaptığının farkında olması ve onu en uygun, en güzel şekilde uygulaması gerekmekteydi. Hz. Ali'nin, “Kişinin değeri, işindeki ihsanıyla ölçülür.” (İsfehânî, Müfredât, 399) sözü de bir insanın hem kendisinin hem de yaptığı işlerin değerinin, ortaya koyacağı anlamlı, ölçülü, güzel davranışlarla değer kazanacağını ifade etmektedir.

Nitekim Resûlullah (sav) ihsanı, “Allah'ı görür gibi ibadet etmendir. Sen O'nu görmüyor olsan da O seni görmektedir.” (Buhârî, Tefsîr, (Lokman) 31) şeklinde tanımlayarak aynı gerekliliğe vurgu yapmaktadır.

Diğer taraftan ihsanın, amellerdeki ihlâs ve murakabe yani Allah'ın insanları görüp gözetmesi anlamına geldiği de söylenmiştir. Cibrîl hadisinde geçen, “İhsan” kavramının, başka bir rivayette, “Allah'tan, O'nu görüyor gibi sakınmandır.” şeklinde zikredilmesi de bu yaklaşımı teyit etmektir. Buna göre ihsan, kişinin kulluk görevini yerine getirirken Allah'ın kendisini gördüğünü, davranışlarını gözetlediğini hissetmesidir. Bu şekilde ihsan ile hareket edenler, -Allah, her an beni görmektedir, her yaptığımı bilmektedir, benim kalbimden geçenlerden bile haberdardır- duygularını taşıyacaklardır. İnsanlardan kimileri, sorumlu oldukları şeyleri sırf üzerlerinden sorumluluk gitsin diye yaparlar. Gerçek ihsana ulaşanlar ise yaptıkları her şeyi, Yüce Allah'ın kendilerini görüp murakabe ettiğinin farkında olarak samimi bir ruh ve ihlâsla yerine getirirler. “Nerede olursanız olun, Allah sizinle beraberdir.” (Hadîd, 57/4) “Göklerdeki ve yerdeki her şeyi Allah'ın bildiğini görmüyor musun?” (Mücâdele, 58/7) gibi birçok ayette aynı şekilde Yüce Yaratıcı'nın murakabesi vurgulanmakta ve her şeyden haberdar olan, her zaman ve her yerde yapılanlara şahit olan Allah'a bilinçli bir şekilde ibadet edilmesi gereğine işaret edilmektedir.

İşte “ihsan” insana ince bir düşünce ve hassasiyet duygusu kazandırır. İnsanı saflaştırır, arındırır ve her an Rabbinin huzurunda olma duygusu ile olgunlaştırır. Bütün amellerin, ihlâs ve samimiyetle en iyi şekilde yerine getirilmesini sağlar.

“İhsan ile davranmanın karşılığı, aynı şekilde ihsandır.” (Rahmân, 55/60)

İhsan, sadece Allah'ın huzurunda ve ibadetlerde değil aynı zamanda insan ilişkilerinde ve canlı cansız bütün varlıklar karşısında geçerli olan bir erdemdir. İhsanda bulunulacak insanların başında ana baba, yakın akrabalar, yetimler, yoksullar, yakın komşular, uzak komşular, arkadaşlar, hizmetçiler gelmektedir. Allah'ın anne babaya ihsanı kendisine kulluktan sonra zikretmesi ve “Eğer onlardan biri ya da her ikisi yanında yaşlanırsa, sakın onlara 'öf!' bile deme; onları azarlama, onlara saygılı, güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kol kanat ger.” (İsrâ, 17/23-24) buyurması onlara karşı ideal davranışın ihsan şeklinde olmasına işaret etmektedir. "

Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere ihsanda bulunun. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez."  (Nisâ, 4/36)

Allah Resûlü aynı şekilde anne babanın çocuklarla olan ilişkilerinde de ihsanı elden bırakmamaları, onları terbiye edip iyi birer insan olarak topluma kazandırırken iyilikle davranmalarını istemiştir. 

Peygamber Efendimiz, “İnsanlar iyilik yaparlarsa biz de iyilik yaparız, zulmederlerse biz de zulmederiz.' diyen zayıf karakterli kimseler olmayın. Bilakis iyilik yaptıklarında insanlara iyilik yapmayı, kötülük yaptıklarında ise onlara zulmetmemeyi alışkanlık hâline getirin.” (Tirmizî, Birr, 63) buyurur. Buna göre insanların kendi aralarında yaptıkları davranışların ihsan boyutuna ulaşması için karşılık beklenmeden sırf Allah rızası için yapılması gerekir. Öte taraftan hata ve bilgisizlik gibi nedenlerle yapılan kötülüklere karşı da aynı şekilde kötülükle cevap verilmemesinin gereği vurgulanır. İnsanların fazileti de zaten bu durumlarda sergiledikleri tutumlarda ortaya çıkar. Allah Resûlü bu şekilde yapılan kötülüklere karşılık verilmeyerek ihsanda bulunulmasını ister. Çünkü bazı durumlarda muhataba iyilikte bulunularak bazen de yaptığı kötülüğe karşılık verilmeyerek ihsanda bulunulur.

"Şüphesiz Allah, adaleti, ihsanı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp futasınız diye size öğüt veriyor." (Nahl, 16/90)

Neticede ihsan, gerek ibadetlerin ve gerekse bütün davranışların Allah rızası gözetilerek, içtenlikle, karşılıksız, en güzel şekliyle yerine getirilmesi demektir. Bütün eylemlerin anlamlı ve değerli olmasının, kişiye ve topluma yararlı olmasının yolu da budur. “Sözü dinleyip de ona en güzel bir şekilde uyanlar, Allah'ın hidayete erdirdiği kimselerdir. İşte onlar akıl sahiplerinin kendileridir.” (Zümer, 39/18) âyeti de sözün en güzeline ihsan ile uyanların hidayete eren akıllı kimseler olduklarını çarpıcı bir şekilde vurgulamaktadır. (DİB Hadislerle İslam, c, s,152-155)

Yorum Ekle

Adınız / Rumuz

Yorumunuz